UNUTMADIK, ACILARIMIZ NASIRLAŞTI

17 Ağustos 1999 tarihinde saat 03.02’de meydana gelen depremi ben de yaşadım. Rabbim ülkemizi ve bu Aziz milleti her türlü deprem, sel, heyelan, yangın gibi bütün tabii afetlerden korusun.

17:48:35 | 2021-08-17

1999 tarihinde gerçekleşen Marmara Depreminde İSKİ Genel Müdürü idim.
Deprem meydana geldiğinde Erenköy’de ikamet ediyordum. Oturduğumuz bina
da depremde sallandı ancak yıkılmadı. Depremden hemen sonra eşim ve
çocuklarımı güvenli bir yere bırakıp Aksaray’daki İSKİ Genel Müdürlüğü
binasına gittim.
O dönem İstanbul su, kanalizasyon, elektrik ve altyapıdan sorumlu Afet Grup
Başkanıydım. İSKİ’nin Aksaray’da bulunan binası da deprem açısından sıkıntılı
bir binaydı. Hemen bina önünde su, kanalizasyon, elektrik gibi altyapı işlerinden
mes’ul ekibimi topladım. Durumu koordine ederek iş bölümü yaptık ve gerekli
talimatları vererek çalışmalara başladık.
İstanbul’da özellikle Küçükçekmece ve Avcılarda bazı binalar yıkılmıştı. Bu
binaların su ve elektrik bağlantılarını hemen kestik. Daha sonra bütün
kanalizasyon ve içmesuyu tesisleri ve depoların kontrollerini gerçekleştirdik.
17 Ağustos günü saat 13.00 gibi İstanbul’da bütün elektrik ve su bağlantılarını
kontrol ederek işletmeye aldık.
Ayrıca yıkılan binalar sebebiyle yollar kapanmıştı. Yıkılan binaların enkazını
kaldırmakta dahi güçlük çekiliyordu. Enkaza dönmüş binalarda demirleri
kesecek keski makinaları dahi yoktu. Valiliğin talebi üzerine demir kesme
makinalarını İSKİ olarak biz göndermiştik. İstanbul, 17 Ağustos günü öğlen
saatlerinde normal hale gelmişti. Ancak bilhassa Yalova, Karamürsel, Gölcük
Adapazarı (Sakarya) ve İzmit’de (Kocaeli) durum çok daha vahimdi.
Bu yerleşim yerlerine yardım etmek için o dönemki Büyükşehir Belediye
Başkanına durumu ilettim. Kendisi “Artçı depremler olabilir, bugün bekleyelim,
yarın ekipleri gönderin, yardım çalışmalarına başlayalım.” dedi. Ertesi gün 18
Ağustos’da güçlü bir ekip ile yardım malzemelerini deprem bölgesine sevk ettik.

Özellikle depremin en fazla hissedildiği ve yıkıma sebep olduğu Yalova,
Karamürsel, Gölcük Adapazarı (Sakarya) ve İzmit’e (Kocaeli) gıda, ilaç,
battaniye gibi malzemeleri ilettik.
Deprem sebebiyle haberleşme sağlanamıyordu. Merkezi Hükümet bölgeye
ulaşamıyordu. İSKİ olarak, 5 bölgeye İSKİ’ye bağlı geçici şube müdürlükleri
kurarak telsiz ve haberleşme ağını hemen tesis ettik. Böylece hangi bölgede ne
tür bir ihtiyaç olduğunu koordine edebiliyorduk.
Deprem yaz ayında olduğu için en büyük sıkıntılardan biri de salgın hastalık
riski idi. İSKİ olarak dev su tankerlerini bölgeye sevk ederek depremzedelerin
su ihtiyacını karşıladık.
Yalova’ya içmesuyu temin eden Gökçe Barajı ve içmesuyu arıtma tesisleri de
çalışmaz durumdaydı. Gökçe Barajından Karamürsel’e kadar su ileten isale
hatlarında, fay hatlarının geçtiği yerlerde çelik borular kırılmıştı. Ekiplerimizle
birlikte ilk olarak Gökçe Barajında incelemeler yaptık. İçmesuyu arıtma tesisini
çalıştıracak ekipler dahi yoktu. İSKİ Genel Müdürlüğü olarak Yalova’daki
içmesuyu arıtma tesisini, içmesuyu isale hatlarını tamir ederek yeniden
işletmeye aldık.
İSKİ, dev su tankerleriyle depremzedelere içmesuyu temin etti. Ayrıca farklı
illerden bölgeye gelen bütün su tankerlerini ve riskli alanları dezenfekte ettik.
Vatandaşların tuvalet ve banyo ihtiyacını karşılamak için konteynerleri
düzenleyerek tuvalet ve banyo haline getirdik.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi o tarihte battaniye, ilaç ve gıda yardım
malzemeleri göndererek depremzedelerin yanında olmuştur. Bir gün
Karamürsel’de Afet Merkezine doğru yolda yürürken bazı vatandaşlar karşıma
geçerek “Susuzluk yüzünden çok korkmuştuk ama siz İSKİ olarak hızır gibi
yetiştiniz. Allah razı olsun.” dediğini hiç unutmam.
Depremden sonra İSKİ’nin helikopteri ile o dönem ki Büyükşehir Belediye
Başkanımızla birlikte deprem bölgesini havadan incelemiştik. Daha sonra
Adapazarındaki durumu görmek istedik. Valiliğe doğru giderken Valiyi
gördüğümde neredeyse tanınmaz haldeydi. Hatta Büyükşehir Belediye
Başkanımız Valiyi tanıyamamıştı. Deprem sırasında Vali büyük bir şok
yaşamıştı ve olayın vahametini üzerinden atamamıştı. Dolayısıyla deprem veya
tabii afetlerde o bölgede bulunan Valiler, hadiseden çok fazla etkilenebiliyorlar.
Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız Kastamonu, Bartın, Sinop sel baskınlarında

olduğu gibi başka illerin Vali ve Vali Yardımcılarının bölgeye koordinatör
olarak gönderilmesi çok yerinde olmuştur. Nitekim Afyonkarahisar, Kütahya,
Çorum Valileri gibi bazı Valilerimiz sel bölgesinde koordinasyonu sağlamaları
için görevlendirilmişlerdir.
17 Ağustos Marmara Depreminde İSKİ olarak biz bütün imkânlarımızı seferber
ederek depremzedelerin çok acil ihtiyaçlarını gidermiştik. Merkezi Hükümet ise
ancak 15 gün sonra depremzedelere yardım edebilmişti.
Aynı şekilde 12 Kasım 1999 tarihinde Düzce’de gerçekleşen depremde de İSKİ
olarak hemen müdahale etmiştik. Deprem bölgesine içmesuyu, altyapı ve
haberleşme konusunda gerekli desteği sağlamıştık.
İstanbul’da başta deprem olmak üzere, sel, yangın gibi bütün afetlere tek
merkezden müdahale ederek sevk ve idare etmek için İstanbul Afet
Koordinasyon Merkezini AKOM’u inşa ettik.
Bu binanın yapım vazifesi İSKİ Genel Müdürü olarak bana verilmişti. Bütün
Dünya’da örneklerini inceleyerek, takriben 9,5 büyüklüğünde depreme dayanıklı
çok modern bir afet koordinasyon merkezi inşa ettik.
O dönem İstanbul Valisi Sayın Erol Çakır, kaba inşaat halindeki binayı görünce,
17 Ağustos tarihinde binanın tamamlanmasının mümkün olmadığını söylemişti.
Ben de kendisine açılış tarihi vererek sabah 08.59’da açılışa beklediğimi
söylemiştim. Nitekim söz verdiğimiz gibi AKOM binasını 364 gün, 8 saat gibi
kısa bir sürede tamamlayarak İstanbul’a kazandırdık. Bu merkezden İstanbul’un
bütün altyapı ve üstyapısını avuç içi gibi görülmektedir.
Büyük bir afet durumunda Vali, Büyükşehir Belediye Başkanı, AFAD ve ilgili
bütün kurumlar bu merkezden afet ile alakalı koordinasyonu sağlaması
mümkündür.
Marmara Depremi ile alakalı bir hatıramı anlatmak isterim. Maalesef o dönemde
bazı kişiler televizyon ekranlarında ahkâm kesiyorlardı. Onlardan biri, Kartal’da
bir kuyuda su sıcaklığında artış olduğundan bunun bir artçı deprem haberci
olduğunu ve vatandaşların evlerini terk etmeleri gerektiğini söylüyordu.
İSKİ Maltepe – Kartal Şube Müdürünü bölgeye gönderdim. Ekipler baktılar ki
kuyudan çekilen su sıcaklığı artmış. Ama suyun sıcak olmasının sebebi,
kuyudaki dalgıç pompa arıza yapmış o yüzden kuyudan sıcak su basılıyormuş.

Hemen vatandaşlarımızı rahatlatıcı açıklama yaptık. Onlar da İSKİ’ye itibar
ettikleri için evlerine geri döndüler. İnsanların çıkıp bilmediği konularda
açıklama yapması son derece yanlıştır.
İnşaat Yüksek Mühendisi olarak şunu açıklıkla söylemek istiyorum. Türkiye
deprem bölgesinde olan bir ülkedir. Herkesin bildiği gibi deprem öldürmez, bina
öldürür. Depreme karşı hazırlıklı olmamız gerekmektedir. Depremden
korunmak için sağlam zemine sağlam bina yapmak şarttır. Bu konuda devlet ve
millet olarak el birliği ile hareket edilerek riskli binaların yerine sağlam zemine,
sağlam binalar yapılmalıdır. Bilhassa dere yatakları alüvyonlu ve dolgu zeminler
olduğu için en çürük yerlerdir. Ayrıca buralarda sıvılaşma yüzünden binaların
zemin içine çökme ve yıkılma riski vardır. Dolayısıyla mutlaka dere yataklarının
boşaltılarak binaların sağlam zeminlere yapılması gerekmektedir.
Depremlerde bir başka sıkıntıda dar yollardır. Dar olan yollara itfaiye araçları
girememektedir. Depremle iç içe olan bir ülke olarak yolların mutlaka geniş ve
afet durumlarının düşünülerek yapılması gerekmektedir.
Ayrıca ülkemizin bir başka mes’elesi de depreme karşı binaların güçlendirilmesi
konusudur. Bu konuda çok yanlışlar yapılıyor. İSKİ Genel Müdürü olduğum
dönemde; ilgili üniversitelerin bu konudaki uzmanlarını bir araya getirerek
çalışma yaptırmıştım. Seminerler düzenleyerek, kitapçıklar hazırlamıştık.
Binalarda güçlendirme çalışmaları genelde usulüne göre yapılmıyor. Usulüne
uygun yapılmayan güçlendirmeler, binaya ilave yük dahi getirmektedir. Bu
yüzden mümkün olduğu kadar depreme dayanıklı olmayan binaların yıkılıp
yeniden yapılması daha uygundur.
Unutulmamalıdır ki depreme hazırlığın maliyeti, depremden sonraki maliyetten
çok daha düşüktür. Dolayısıyla bu konuda Belediyelere çok önemli vazifeler
düşmektedir. Kastamonu’da yaşanan sel felaketinde de görüldüğü gibi dere
yatağına yüksek katlı binalar yapılmış. Bu binaların yapılmasına izin vermek
son derece yanlıştır.
Dere yataklarının işgal edilmesi mutlaka önlenmelidir. Dere bir gün mutlaka
yatağını geri alır. Bazı Belediyeler maalesef seçim kaygısı ile vatandaşın yanlış
taleplerini dahi yerine getirmek gibi bir hatanın içine düşmektedir. Bu durum,
büyük felaketlere sebep olmaktadır.

Bu konuyla alakalı bir hatıramı zikretmek istiyorum. Bir tarihte İstanbul Teknik
Üniversitesinde öğretim üyesiyken, mahkemeden bilirkişi olarak bir dosya
tarafıma iletilmişti. O dönem ki Kastamonu Belediye Başkanı, nasıl olsa taşkın
olmuyor diye Kastamonu’daki tarihi Nasrullah Köprüsünün bir gözünü yıkarak
dere boyunca binaların yapılması için ruhsat vermiş. Tarihi köprünün bir gözünü
yok etmişlerdi. Bu durum gerçekten korkunç bir manzaraydı. Burada büyük bir
sorumsuzluk ve kasıt olduğuna dair raporumu yazarak mahkemeye iletmiştim.
Ama yapanın yaptığı yanına kar kalıyor. Daha sonra Kastamonu’ya gittiğimde
Nasrullah Köprüsünün bir gözünün maalesef yok edilmiş olduğunu çok büyük
bir üzüntü ile görmüştüm.
Vatandaşlar veya bazı yöneticiler derelerde bazen su olmadığını söylüyorlar. Bu
tespit son derece yanlıştır. İstanbul’da Kağıthane, Alibey ve Küçükköy
Derelerini ıslah ederken, o bölgedeki vatandaşlarla konuşurken “500 yılda bir
olan su akımı geldiği zaman önünde ne var ne yoksa alır götürür.” demiştim.
Vatandaşın biri “Hocam biz 500 yıl mı yaşayacağız?” demişti. Ben de
kendilerine “Bu büyük taşkın 500 yıl sonra gelecek diye bir şey yok. Belki bir
yıl sonra, belki üç yıl sonra gelebilir ve her şeyi alıp götürebilir.” demiştim.
Dolayısıyla dere yataklarına kesinlikle konut inşa edilmemelidir. Çürük
zeminlere, alüvyonlu ve dolgu alanlarına yapı yapılmamalıdır. Depreme
dayanıklı olmayan binaların “Kentsel Dönüşüm” çalışmaları hızlandırılmalıdır.
Ayrıca dere yataklarında bulunan binalar için de “Sel Dönüşüm” çalışmaları
gerçekleştirilmelidir. Bu konuyla alakalı Belediyelere büyük mes’uliyet
düşmektedir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da her türlü desteği vermektedir.
Ayrıca vatandaşlarımıza da düşen vecibeler vardır. Yapılan yanlışlıkları,
Belediyeye, ilgili kurum ve kuruluşlara bildirmek, dere yataklarında yapılan
dairelerden almamak gibi vecibeleri de vardır.
Hükümetimiz son 18 yılda depremlerle ve tabii afetlerle alakalı çok önemli
tedbirler almıştır. Özellikle Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın
talimatıyla AFAD kurulmuştur.
AFAD, her türlü teknik ekipmanla donatılarak afetlere karşı hazır hale
getirilmiştir. Ayrıca bazı bölgelerde tesis edilen büyük depolar sayesinde afet
anında ilgili bölgeye ulaşabilecek imkanlara sahiptir.
İçişleri, Milli Savunma ve Sağlık Bakanlıklarımız, Türk Kızılayı ve diğer kamu
birimleri her yönüyle afet sonrasında en hızlı bir şekilde müdahale eder hale

getirilmiştir. Türkiye afet sonrası müdahale ve yardım çalışmalarında Dünya
lideri bir ülkedir.
Misal olarak 19 Mayıs 2011 tarihinde saat 23.15’te meydana gelen Kütahya
Simav depremine Hükümetimiz bütün birimleriyle anında müdahale etmiştir.
O dönem Sayın Cumhurbaşkanımız, Bakan olarak Hükümetimiz adına
koordinasyonu sağlamam için beni vazifelendirmişti. Gece saat 04.00’te
Simav’a ulaştık ve saat 05.00’te ilk çorbayı depremzedelere bizzat ikram
etmiştim. Hükümetimiz 8 ay gibi kısa bir sürede Simav’ı tekrar inşa etmiştir.
Ardından 23 Ekim 2011 ve 9 Kasım 2011 tarihlerinde Van’da meydana gelen
depremlere Hükümetimiz yıldırım hızıyla müdahale etmiştir. Aynı gün, o zaman
Başbakan olan Sayın Cumhurbaşkanımız ve Bakanlar, orada ilk müdahaleyi
yapmışlardı.
Arama kurtarma çalışmaları başta olmak üzere deprem sonrası vatandaşlarımızın
her türlü ihtiyacının giderilmesi için AFAD, Kızılay, Bakanlıklar ve diğer bütün
kurumlar hemen çalışmalara başlamıştır.
Depremden hasar gören Van, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla muhteşem
bir şekilde yeniden inşa edilmiştir. Her türlü alt ve üst yapısı tekrar tesis
edilmiştir. O dönem Van’ın acil içmesuyu ihtiyacını karşılamak için toplam
uzunluğu 48 km olan içmesuyu isale hattı inşaatını iki kısım haline tamamladık.
2 m çapındaki dev borularla şehre suyu ilettik.
Yine 24 Ocak 2020 tarihinde meydana gelen Elazığ Sivrice depremine
Hükümetimiz anında müdahale etmiştir. Elazığ ve Malatya’da depremden
etkilenen bölgelere yıldırım hızıyla ulaşmış ve gerekli müdahale yapılmıştır.
Depremin birinci sene-i devriyesinde kalıcı konutlar inşa edilerek hak
sahiplerine teslim edilmiştir.
Devletimiz son olarak 30 Ekim 2020 tarihinde İzmir’de vuku bulan depreme de
bütün imkânlarıyla seferber olarak müdahale etmiştir. Depremzedeler için
hemen geçici konutlar tesis edilmiş, kalıcı konutlar için de çalışmalar devam
etmektedir.
Özellikle afetlerden sonra yapılan arama kurtarma çalışmaları, acil ihtiyaçların
giderilmesi başta olmak üzere yapılan faaliyetlerde Türkiye Dünya’ya örnek
teşkil eden bir ülke durumundadır. Bundan sonraki çalışmaların, afeti önleyici

veya afetin yıkıcı tesirlerinin azaltılması istikametinde olması büyük ehemmiyet
arz etmektedir.
Depremlerde, sel, taşkın ve heyelanlarda, orman yangınlarında hayatını
kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum.
Rabbim bizleri deprem, sel ve yangın gibi bütün tabii afetlerden muhafaza
eylesin.




ETİKET :  

Tümü